SAVRUN AĞLARKEN - ORHAN KARABIYIK

SAVRUN AĞLARKEN - ORHAN KARABIYIK


Yazar Hakkında:

Orhan Karabıyık, aslen Kadirli (Kars-i Zülkadriye)li olup, aile büyüklerinin anlattığı hikâyelerden yola çıkarak kaleme aldığı "Savrun Ağlarken" ile edebiyat dünyasına adım atmıştır. Kitap, dedesi Hacı Veli, ninesi Emine, büyük dedesi Mehmet ve "Kedi Musa" lakaplı dedesi Musa'ya ithaf edilmiştir.


(Giriş): Orhan Karabıyık'ın ilk romanı "Savrun Ağlarken", Trablusgarp'tan Çanakkale'ye uzanan bir destanı, Anadolu insanının gözünden anlatıyor. Vatan için gözyaşı dökmüş anaların, adı sanı unutulmuş askerlerin hikâyesi, "Kedi Musa" gibi unutulmaz bir sembolle edebiyatımıza kazandırılıyor.


Gövde Metni:


1911 Trablusgarp'ta başlayıp 1915 Çanakkale'sinde noktalanan "Savrun Ağlarken", iki ailenin kesişen kaderleri üzerinden bir milletin yeniden doğuşunu anlatıyor.

Romanın kahramanı Mehmet, Kars-i Zülkadriye'de (bugünkü Kadirli) eşi Emine ve kızı Zühre ile yoksul ama mutlu bir hayat sürmektedir. Bir yandan Veli Çavuş'la kurduğu manevi kardeşlik bağı, diğer yandan doğacak oğluna koyduğu "Kedi Musa" lakabıyla hayata tutunmaya çalışırken, savaşın ayak sesleri her geçen gün biraz daha yaklaşmaktadır.

Yazar Orhan Karabıyık, eserinde Anadolu insanının saf dilini, yöresel ağızları hiç zorlamadan romana taşımayı başarıyor. "Bre Memed", "He ya", "Diyesin" gibi ifadeler metne otantik bir renk katarken, karakterlerin inandırıcılığını güçlendiriyor.

Romanın en dikkat çekici yanlarından biri, güçlü sembolik anlatımı. Varda Köprüsü'nden geçen tren, bir neslin kader yolculuğunu simgelerken; dut ağacının gölgesinde kurulan salıncak, çocukluğun ve masumiyetin; gelincik tarlaları ise şehit kanının ve vatan toprağının simgesi olarak karşımıza çıkıyor.

Yazar, tarihsel gerçeklikle kurmacayı ustalıkla harmanlıyor. Nusret Mayın Gemisi'nden 57. Alay'a, Mustafa Kemal'in Conkbayırı'ndaki kararlılığından Anzak askerine uzatılan mataradaki insanlık dersine kadar her satırda tarihin izinde yürüyor okur.


İÇERİKTEN


“Bu kitap, tarihin sessiz kuyusuna atılmış bir çakıl taşıdır. Belki birileri, o sesin yankısını duyar...”


“Kurşun yoksa, süngü var. Süngü yoksa, taş var. Taş yoksa… dişlerimiz var.”


“Güneş tepede bir cellat gibiydi; Hamsin rüzgârı ise taşıdığı toz ve kan kokusuyla bu zulmü taçlandırıyordu.”


Yorumlar